Makaleler Ağustos 23rd, 2013

Hem çalışıyorum hem de yoksulum…

Yazar Gül Çiçek Zengin

Son yıllarda en çok konuşulan konuların başında sürekli artan yoksulluk sorunu gelmektedir. Ancak konuşulan bu yoksulluk kavramı ile çalışan yoksul kavramı birbirinden farklı. Yani bildiğimiz klasik yoksul, çalışma yaşamının dışında kalan, çalışamayan, engelli, yaşlı, kimsesiz vb. nitelendirilen insanlardır.

Burada bahsettiğimiz çalışan yoksul kavramı ise ücretli olarak çalışmasına rağmen geliri yoksulluk sınırı altında kalanlardır. Eminim bir çoğunuz benim gibi son yıllara kadar bu kavramı hiç duymamış, duyduğunuzda da aklınıza asgari ücretle çalışanlar gelmiştir.

Bir mühendisin, bankacının, işletmecinin, öğretim üyesinin çalışan yoksul olabileceğini hiç düşündünüz mü? Evet çevremizdeki bir çok kişi de bizler gibi çalışan yoksul.

Çalışma koşullarının giderek zorlaşması, işgücü arasında rekabetin artması, çalışma hayatındaki arz-talep dengesizliği, enflasyon nedeniyle alım gücünün düşmesi, işverenlerin üzerindeki vergi yükü vb. nedenlerle bir çok işçi düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalmaktadır.

Geçmişte mavi yakalı çalışanların iş piyasasına hakim olduğu günlerde verilen ücretlerin tatmin edici olmasına rağmen günümüzde bırakın mavi yakalı çalışanı beyaz yakalı üst düzey çalışanlar bile geçim sıkıntısı çekmektedir.

2013 haziran ayında açlık sınırı 1.024,88 TL yoksulluk sınırı ise 2808,58 TL’dir. Dört kişilik çekirdek ailenin temel ihtiyaçları üstünden hesaplanan bu rakamlar bir çoğumuzun yoksulluk sınırında hatta açlık sınırında olduğunu açıkça gösteriyor.

TÜİK’in 2008 yılında yapmış olduğu bir çalışmada çalışan yoksul oranları araştırılmış. Bu çalışma sonucunda tarım sektöründe çalışan yoksul oranının yüzde 38, sanayide yüzde 10, hizmette de yüzde 7 civarında olduğu görülmüştür.

Açlık ve yoksulluk sınırı hesaplamalarında kullanılan temel ihtiyaçlara, son yıllarda temel ihtiyaç gibi olan psikolojik ihtiyaçlarında dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü küreselleşme ve teknolojinin giderek ilerlemesi sonucu tüketim anlayışı genişleyerek psikolojik ihtiyaçları da gün yüzüne çıkarmıştır. Doğal olarak, psikolojik ihtiyaçlar gelir tüketim dengesini de bozmuştur.

Peki çalışan yoksulluktan çıkabilmek için ne yapmak gerekir? Tabiki daha fazla aile ferdinin işgücüne katılımını sağlamak gerekir. Bunun için ilgili bakanlık özellikle işgücüne katılım oranı düşük olan kadınların istihdam edilebilmesi için politikalar geliştirmekte, istihdam paketleri hazırlayarak işgücüne katılım oranını artırmaya çalışmaktadır. Çünkü yıllardır girmeye çalıştığımız AB ülkelerinin işgücüne katılım oranı ortalama yüzde 65. Ancak ülkemizde bu oran yüzde 50’yi bile zor görmekte.

Sonuç olarak; yoksulum, yoksulsun, yoksul….

Gül’ce; Şükretmeyi seven bir toplum olarak “çalışan bir yoksulum ama çok şükür ki aç değilim” diyen kaç kişi vardır kimbilir :)